5 Temmuz 2014 Cumartesi

Ben insanın söylediğine değil, yaptığına bakarım

 


Bir insanı dedikleriyle mi değerlendirirsiniz, yaptıklarıyla mı?


 


Mesela, temizlik hakkında söylev atan birinin kir-pasak içinde bulunduğunu görseniz, adaletten ve hak-hukuktan söz eden birinin zulümlerine ve haksızlıklarına tanık olsanız, terbiyeden dem vuranın edepsizliklerinin ayyuka çıktığını bilseniz, ne dersiniz?


 


İnsanların ne dedikleri elbet mühim de, bundan daha önemlisi, ne yaptıkları değil mi? Bir de söylediği başka, yapmış olduğu başkaysa; dediğinin tam zıddını yapmış yada yapıyorsa, o insanoğlunun ne söylediğine değil, ne yaptığına bakarsınız, o şekilde değil mi?


 


Denilenin değil, yapılanın anlam taşımış olduğu çarpıcı örneklerin âlâsını ülke ve cemiyet olarak gördük, yaşadık ve buna bakılırsa biçimlendirildik. Öyle bir “M.Kemal tecrübesi” yaşadık ki, “denilenden ziyade yapılanın mühim olduğu”nu öğrenme deneyimi bakımından başka bir örneğe ihtiyacımız kalmadı.


 


Kalmadı fakat, hâlâ toplumu, denilenlerle yönlendirebileceğini zannedenler var. Örneğin, Sözcü Gazetesi’nin web sayfasında manşetten giren “Mustafa Kemal Atatürk diyor ki” başlıklı bir haber dikkatimi çekti. Güncel bazı vakalara dair M.Kemal’in dediklerine dikkat çekiliyor. Sanırım bugünü kötüleyip “M.Kemal zamanının ne kadar güzel olduğuna dair kanaat oluşturmak” istediler. M.Kemal’in yaptıklarına bakmayıp sözlerini ön plâna çekerek, “sözler üstüne bina edilmiş bir M.Kemal portresi” teşkil etmek istedikleri görülüyor. Böylece, “M.Kemal zamanına dönüş özlemi”ni geliştirerek bugüne saldırıp, “karşıcılık etme duyguları”nı doygunluk ediyorlar.


 


Sanki M.Kemal’in neler yaptığını bilmiyormuşuz benzer biçimde, hâlâ sözlerini vitrine çekmekle kanaatleri yönlendirebileceğini zannedenlerin olması üzüntü verici. Ne var ki, bu da ülkemizin bir gerçeği. Zira topluma ve ülkeye sunacak hiçbir şeyi kalmayanların tek sığınağı, “Devleti biçimlendiren ideoloji”nin “dokunulmaz ideolog”unun sözlerinden ibaret…


 


Bu da gösteriyor ki, “toplumun kimlik ve kişilik değerleri”nin hilafına bir devlet kurup, kurumsal ve hukuksal yapısını biçimlendiren “Kemalist ideoloji”, artık bir tek “kurucu” olması hasebiyle varlığını sürdürebiliyor; fakat hakikatte, “tekrar geri gelmemek suretiyle iktidardan muhalefete düşmüş” bulunuyor. Bir süre daha “siyasal meşruiyet mercii” şeklinde görülse de, artık Kemalizm “iktidar argümanı” değil, “karşıcılık ideolojisi” olmaktan öteye bir anlam ve kıymet ifade etmiyor.


 


Şimdi, Sözcü’nün “haber”inde, M.Kemal’in “dedikleri”ne dair verdiği örneklerin bir de “yapılanlar”ına bakalım.


 


Sözcü’nün yazdığına bakılırsa, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan vatandaşa “tokadı yersin” demiş; fakat “halkı tehdit edenler”e karşılık M.Kemal şu şekilde demiş: “Millete efendilik yoktur. Ben kalpleri kırarak değil, kazanarak ülkeme hükmetmek isterim.”


 


Dediği bu, fakat yapmış olduğu şu: “Halka karşın halk için” ilkesiyle millete ilişkin ne var ise iptal etmek, milletin tüm değerlerini zorla değiştiren bir “tahakküm yönetimi” oluşturmak, yaptıklarının hiçbirini millete sormamak ve kurduğu “İstiklal Mahkemeleri”yle karşıcılık edenin başını ezmek, binlerce alimi idam ettirip kırmadık hiçbir kalp bırakmamak ve daha niceleri…


 


Sözcü’nün yazdığına nazaran polis, evladı gözaltına almak istemiş; fakat “zulmeden polisler”e karşı M.Kemal şu şekilde demiş: “Polis, bir asker kadar disiplinli, bir hukukçu kadar hukuk adamı, bir anne kadar şefkatli olmalı.”


 


Dediği bu, fakat yapmış olduğu şu: M.Kemal’in “bir anne kadar şefkatli” olan o polislerinin ve askerlerinin örnek olarak Kur’an okuyan ufaklıklara neler yaptığını, Kur’an okutan hocalara iyi mi zulmettiklerini, insanlara iyi mi işkenceler yaptıklarını ve yargısız infazlarını, yakın tarihin gün yüzüne çıkan sayfalarında bile bulabilirsiniz.


 


Sözcü’nün yazdığına gore, gençler Soma şehitleri için yürümüş; “hak arayan gençler” için M.Kemal şu şekilde demiş: “Gençlikle iftihar ediyorum. Her şeyi gençliğe bırakacağız. Onlar, geleceğin ışıklı çiçekleri.”


 


Dediği bu, fakat yapmış olduğu şu: Okuyan, ilim sahibi, dinini-imanını bilen İslami duyarlılığa haiz gençliği, kimliğini “Laik Batı kafası” ile değiştiren gençliğe dönüştürüp, milleti aslından koparmak…


 


Sözcü’nün yazdığına bakılırsa, Soma’da avukatlar kelepçelenmiş; “kelepçelenen yargı” için M.Kemal şu şekilde demiş: “Adalet kuvveti bağımsız olmayan bir milletin devlet halinde varlığı kabul olunamaz.”


 


Dediği bu, fakat yapmış olduğu şu: Doğrudan kendinden buyruk alan ve “sanığın idamına, şahitlerin bilahare dinlenmesine” diye kabul eden İstiklal Mahkemeleri ile hukuk ve hakkaniyet diye bir mefhum bırakmamak…


 


Sözcü’nün yazdığına nazaran, “yürüyen hanımefendilere zulmedilmiş”; oysa “ezilen hanımefendiler” içinM.Kemal şunları söylemiş: “Ey kahraman Türk bayanı! Sen yerlerde sürünmeye değil, göklere yükselmeye layıksın.”


 


Dediği bu, fakat yapmış olduğu şu: “Kahraman Türk bayanı”nın edebini, ahlâkını ve tesettürünü iptal edip Batı hanımının tarzını ona zorla dayatarak yerlerde süründürmek, hatta şapka giymedi diye öğrenek için bir kadının idam edilmesine ses çıkarmamak…


 


Sözcü’nün yazdığına gore, “Cemaatler, Soma’ya çıkarma yapmış”; sadece cübbeli-sakallı insanlardan müteşekkil “bu görüntü”ye M.Kemal şöyleki demiş: “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olması imkansız.”


 


Dediği bu, fakat yapmış olduğu şu: “Meczup”a bile acıma edilmesi gerekirken, tüm şeyhleri, dervişleri, müritleri, alimleri vs. acımadan yok ettirip, hakikaten de bu sözünü yerine getirmek…


 


Yani? Başlıkta dedim ya: Ben insanın söylediğine değil, yaptığına bakarım…


 



Ben insanın söylediğine değil, yaptığına bakarım

0 yorum:

Yorum Gönder