Musaddık 1952′de yabancı petrol şirketlerinin tamamını millileştirdi. Bu durum en oldukça İngiltere’yi vurdu. İran petrollerindeki kontrolün Sovyetlere geçeceğinden kaygı eden İngiltere, ABD’den yardım istedi. Hazar’dan İran Körfezi’ne kadar geniş alan petrol açısından bir vahaydı. Bir Avrupa üniversitesinden hukuk doktorası alan ilk İranlı olan Musaddık fazlaca sevilen bir liderdi. Hatta Time dergisi 1951′de onu senenin adamı seçmişti.
Musaddık 1952′de yabancı petrol şirketlerinin tamamını millileştirdi. Bu durum en oldukça İngiltere’yi vurdu. İran petrollerindeki kontrolün Sovyetlere geçeceğinden kaygı eden İngiltere, ABD’den yardım istedi. Hazar’dan İran Körfezi’ne kadar geniş alan petrol açısından bir vahaydı. Bir Avrupa üniversitesinden hukuk doktorası alan ilk İranlı olan Musaddık oldukça sevilen bir liderdi. Hatta Time dergisi 1951′de onu senenin adamı seçmişti.
ABD ve İngiltere koalisyonla köktencilik İslam savaşçılarını, parlamento üyelerini, gazetecileri satın aldı. Musaddık’ın Yahudi ve Komünist olduğu dedikodusu bilgili olarak ağızdan ağıza yayıldı. İşi şansa bırakmak istemeyen İngiltere sokaktaki haydutlara cami yakması için para bile verdi. Sonunda Musaddık indirildi, yerine Şah Rıza Pehlevi getirildi. Yeni konsorsiyumla ABD petrol gelirlerinin yüzde 40′ını aldı. Standart Oil, Mobilgas, Chevron, Gulf ve Texaco şirketleri ABD’nin Batı’daki anahtar şirketleri oldu.
1979 İran Devrimi’yle bu süreç tersine döndü ve o gün bugündür İran ABD için haydut devlet. Jimmy Carter döneminden Zbigniew Brzezinski’nin tavsiyesiyle Truman Doktrinine artık İran da dahil edilmişti. ABD her ne kadar Irak’la savaşıp Saddam’ı alaşağı etse de İran’la sıcak bir münakaşaya girmedi. Ahmedinejad zamanında ilişkiler gerildikçe gerildi. Ama Ruhani’nin iktidara gelmesiyle ABD ve İran içinde ilişkiler yumuşamaya başladı.
Bu arada 2003′de Irak işgal eden ABD burada kontrolü bir türlü sağlayamadı. Irak neredeyse İran’ın egemenlik sahası oldu. Kuzey Irak yönetimi, Merkezi Irak yönetimi ve Şii bölgesi olmak suretiyle Irak içe bölündü. Petrol gelirleri Merkez’de toplanıyor ve gelirler öteki bölgelere dağıtılıyordu. Ama Şii Maliki ile Barzani içinde sürtüşme çıktı. Aldığı gelirden pek memnun olmayan Barzani vanaları kapattı. Eskiden negatif ilişkileri olsa da Barzani Türkiye’siz bölgede var olamayacağını biliyordu.
Önceden petrol gelirleri ABD bankasına yatırılıyordu. Ancak Maliki ile Barzani arasındaki anlaşmazlıktan Barzani yüzünü Türkiye’ye döndü. Ceyhan’da depolanan petrolün gelirinin Türk bankasına yatırılması mevzusunda Türkiye ile Barzani içinde görüşmeler oldu. Sonunda bu gerçekleşti. Kuzey Irak’tan 6 aydır Ceyhan’a akan 2,5 milyon varillik petrolün 1 milyonluk bölümünün internasyonal piyasalara satışı geçtiğimiz Mayıs ayında gerçekleşti. 110 milyon dolar tutarındaki petrolü Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nden satın alan firmalar, petrolü Ceyhan Limanı’ndan teslim alırken parayı Halkbank’a yatırdı. Bu Türkiye için yepyeni bir adımdı. Kuzey Irak’ta artık tüm ilişkilerini Türkiye’ye gore belirlemişti. Uzun vadede ABD’ye güvenmenin faydadan oldukça zarar getireceğini en iyi bilen Barzani’ydi.
İşte bu şekilde bir ortamda birden IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) terör örgütünün faaliyetleri gündeme geldi. 2006′da El-Kaide’nin bir kolu olarak kurulan IŞİD ABD’ye yönelik faaliyetleriyle gündeme gelmişti. Kurucusu Ebu Ömer Bağdadi Nisan 2010′da öldürüldü. Yusuf İnanç’ın 7 Ocak 2014′de USA Sabah’ta yazdığı benzer biçimde IŞİD Özgür Suriye Ordusu benzer biçimde ‘demokratik’ bir Suriye’den bahsedenleri kâfir duyuru etmesi, El Kaide’nin ülkedeki en büyük kolu olan Nusra Cephesi’ni kendisine bağlı bir teşkilat olarak görerek anlaşmazlığa düşmesi benzer biçimde sebeplerle El Kaide’den 2013′ün Haziran’ında ayrıldı.
Son bir senedir IŞİD Esad’la savaşsa da muhaliflerle daha oldukça çarpışıyordu. Suriye’de petrol açısından varlıklı Rakka’nın kontrolü IŞİD’te. Bu sefer IŞİD Felluce ve Ramadi benzer biçimde varlıklı petrol yataklarını ele geçirdi ve son olarak Musul’u düşürdü. Türkmen şehri olan Tuzhurmatu’de kontrolü sağlamış oldu. Tam da Kuzey Irak ile Türkiye içinde petrol anlaşması devam ederken IŞİD’in bu saldırıları, ‘Acaba bu bir sabotaj mı?’ sorusunu istemesek de akla getirdi.
‘Çözüm süreci’ne yönelik Lice merkezli provokasyonlar sürerken IŞİD’in, Musul’u alması fazlaca manidar. Felluce, Anbar ve Ramadi’den sonrasında Musul’u yakalayan IŞİD’in Samarra ve Tikrit’e ilerlemesi Kerkük ve Erbil’de de alarma yol açtı.
Soru şu: IŞİD iyi mi oldu da elini kolunu sallaya sallaya Musul’u ele geçirdi? Niçin karşısına tek bir güç çıkmadı ve çatışma olmadı? Bu soruların yanıtını şimdi bulmak zor. Türkiye ile Kuzey Irak arasındaki antak kalma hedef alındıysa IŞİD’in arkasında ABD, İngiltere, Suudi Arabistan ve hatta İran konsorsiyumu var mı sorusu akla geliyor. Bu şimdilik oldukça uçuk fakat hiç de yabana atmamak lazım. Eğer IŞİD’in arkasında kimse yoksa durum daha vahim anlama gelir. Her şeyi tereyağından kıl çeker benzer biçimde hallediyorlar. Musul Merkez Bankası’nda toplam 429 milyon doları almışlar. Bir şekilde dünyanın en varlıklı terör örgütü oldu.
Normalde Irak’ta ABD ve Şiilerle savaşım eden IŞİD Irak’ta yalnız Sünni bölgelere saldırıyor. Musul’u düşürmesi ilerleyen günlerde Kerkük’ü alacağının da sinyali olabilir. Bu arada petrol rafinerisinin bulunmuş olduğu Baiji kentine de girdi.
Türkiye bu durumda fazlaca dengeli bir politika izlemeli. Türkiye derhal Musul’a girsin diyenler var. Tarihi fırsatı kaçırmayalım diye ses edenler var. Bazen acil iş birçok hatası yaptırır. IŞİD’in kısa sürede yapacakları amaçlananın ne işe yaradığını bizlere gösterecektir. Dün Ülke TV gösterim yönetmeni Hasan Öztürk, ’135 milyar dolar kasada var ise, pekala Musul’a girmek mümkün olabilir’ dedi. Tabii ince eleyip sık dokumak lazım.
Musaddık'ın devrilmesi, IŞİD ve Kuzey Irak petrolleri